Şimdi yükleniyor
×

Felsefe Ajandası – 9 Ocak (TOP10)

10. R. G. Collingwood’un Ölümü

9 Ocak 1943, tarih filozofu R. G. Collingwood’un ölüm tarihidir. Collingwood, tarihin yalnızca geçmiş olayların kaydı değil, insan düşüncesinin yeniden inşası olduğunu savunmuştur. Ona göre tarihçi, geçmişteki zihniyetleri anlamaya çalışır. Bu yaklaşım, tarih ile felsefe arasındaki sınırları kaldırır. 9 Ocak 1943, tarihin nesnel değil, yorumlayıcı bir etkinlik olduğunu vurgulayan felsefi bir mirası hatırlatır.

9. Connecticut’ın ABD Anayasası’nı Onaylaması

9 Ocak 1788, Connecticut eyaletinin ABD Anayasası’nı onayladığı tarihtir. Bu karar, modern siyaset felsefesinde toplumsal sözleşme, temsil ve meşruiyet kavramlarının somut bir uygulamasıdır. Devletin gücü artık ilahi iradeden değil, halkın rızasından türetilmektedir. Felsefi açıdan bu olay, bireylerin özgürlüklerinden vazgeçmeden ortak bir siyasal yapı kurup kuramayacağı sorusunu gündeme getirir. Anayasa, iktidarı sınırlayan bir metin olarak etik bir işlev de üstlenir. 9 Ocak 1788, hukukun keyfi güce karşı yurttaşı koruyan bir akıl ürünü olduğunu hatırlatan önemli bir tarihtir.

8. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Açılışı

9 Ocak 1936, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin açıldığı gündür. Bu kurum, bilgi, kültür ve ulusal kimlik üzerine akademik düşüncenin kurumsallaşmasını temsil eder. Felsefi açıdan üniversite, yalnızca meslek kazandıran değil, eleştirel düşünceyi besleyen bir alandır. Tarih ve dil çalışmaları, insanın kendisini ve dünyayı nasıl anlamlandırdığını sorgular. 9 Ocak 1936, bilginin siyasal değil, eleştirel bir değer taşıması gerektiğini vurgulayan bir dönüm noktasıdır.

7. Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nin Açılışı

9 Ocak 1951, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nin resmen açıldığı tarihtir. Bu gelişme, savaş sonrası dünyada evrensel barış, insan hakları ve küresel etik arayışının kurumsal ifadesidir. Felsefi açıdan BM, ulus-devletlerin ötesinde ortak ahlaki ilkelerin mümkün olup olmadığı sorusunu gündeme getirir. 9 Ocak 1951, insanlığın çatışmayı değil, diyalogu esas alan bir dünya düzeni kurma idealini simgeler.

6. Moskova’da Kışlık Saray Protestosu

9 Ocak 1905, Rusya’da barışçıl göstericilere ateş açılmasıyla “Kanlı Pazar” olarak anılan olayın yaşandığı gündür. Bu olay, siyasal iktidarın şiddetle meşruiyet üretip üretemeyeceği sorusunu gündeme getirir. Felsefi açıdan bakıldığında, devletin yurttaşa karşı uyguladığı şiddet, otoritenin ahlaki temelini zedeler. 9 Ocak 1905, adaletin zor yoluyla sağlanamayacağını ve meşruiyetin etik bir dayanak gerektirdiğini hatırlatan tarihsel bir uyarıdır.

5. Kahire Demiryolunun Tamamlanması

9 Ocak 1900, Kahire demiryolu hattının tamamlandığı gündür. Bu gelişme, modernleşmenin yalnızca teknolojik değil, zaman ve mekân algısını dönüştüren bir süreç olduğunu gösterir. Demiryolu, mesafeleri kısaltırken yaşam ritmini hızlandırmış; insanın doğayla ve şehirle ilişkisini değiştirmiştir. Felsefi açıdan bu, modernliğin ilerleme vaadi ile yabancılaşma riskini birlikte taşıdığını ortaya koyar. 9 Ocak 1900, teknolojinin insan deneyimini nasıl yeniden biçimlendirdiğini gösteren sembolik bir tarihtir.

4. Yaş Antlaşması’nın İmzalanması

9 Ocak 1792, Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında Yaş Antlaşması’nın imzalandığı gündür. Bu antlaşma, uluslararası ilişkilerde egemenlik, sınırlar ve hukuk kavramlarının yeniden tanımlandığı bir dönemi temsil eder. Felsefi açıdan bakıldığında devletler arası anlaşmalar, gücün değil, hukukun belirleyici olması gerektiği fikrine dayanır. Ancak antlaşmalar aynı zamanda güç dengelerinin bir yansımasıdır. 9 Ocak 1792, uluslararası hukukta adalet ile çıkar arasındaki gerilimi gösteren tarihsel bir örnektir ve siyaset felsefesinde “haklı düzen” sorusunu canlı tutar.

3. Osmanlı İçin “Hasta Adam” Deyiminin İlk Kullanımı

9 Ocak 1853, Rus Çarı I. Nikolay’ın Osmanlı İmparatorluğu için “Avrupa’nın hasta adamı” ifadesini kullandığı tarihlerden biridir. Bu söylem, bir devletin kimliğinin dış bakışla nasıl inşa edildiğini gösterir. Felsefi açıdan bu durum, öteki, güç ve tarih anlatısı kavramlarını gündeme getirir. Bir toplumun “zayıf” olarak etiketlenmesi, yalnızca siyasi değil, kültürel ve ahlaki sonuçlar da doğurur. 9 Ocak 1853, tarih yazımının tarafsız değil, iktidarla ilişkili olduğunu hatırlatan önemli bir zihinsel kırılmadır.

2. Simone de Beauvoir’ın Doğumu

9 Ocak 1908, Simone de Beauvoir’ın doğum günüdür. Beauvoir, özellikle İkinci Cins adlı eseriyle kadın kimliğini biyolojik kader olmaktan çıkarıp tarihsel ve toplumsal bir inşa olarak ele almıştır. Felsefi açıdan bu yaklaşım, özgürlük, öznellik ve eşitlik kavramlarını yeniden tanımlar. “Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü, modern feminizmin temel önermelerinden biridir. 9 Ocak 1908, cinsiyet ve özgürlük ilişkisini kökten sorgulayan bir düşünsel hattın başlangıcını simgeler.

1. Jeanne d’Arc’ın Yargılanmaya Başlanması

9 Ocak 1431, Jeanne d’Arc’ın Rouen’da resmî olarak yargılanmaya başlandığı gündür. Bu yargılama, bireysel vicdan ile kurumsal otorite arasındaki çatışmanın çarpıcı bir örneğidir. Jeanne, kendi içsel inancına dayanarak hareket etmiş; ancak bu tutum, dönemin siyasal ve dinsel otoriteleri tarafından tehdit olarak görülmüştür. Felsefi açıdan bu olay, “Doğruyu kim belirler?” ve “Vicdan mı yasa mı üstündür?” sorularını gündeme getirir. Modern düşüncede vicdan özgürlüğü ve ahlaki özerklik kavramlarının gelişiminde Jeanne d’Arc’ın kaderi sembolik bir rol oynar. 9 Ocak 1431, bireyin hakikat anlayışı ile iktidarın doğruları arasındaki gerilimi tarihsel olarak görünür kılan önemli bir eştir.

Bir Cevap Yazın

İstanbul Felsefe Akademileri Derneği sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin