Şimdi yükleniyor
×

Felsefe Ajandası – 5 Ocak (TOP10)

10. Alman İşçi Partisi’nin Kurulması

5 Ocak 1919, Almanya’da Alman İşçi Partisi’nin kurulmasıyla, 20. yüzyıl siyaset felsefesini derinden etkileyecek bir ideolojik sürecin başlangıcı oldu. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan ekonomik kriz, toplumsal aşağılanma ve kimlik kaybı, kitleleri otoriter ve dışlayıcı düşüncelere açık hâle getirmişti. Bu parti, zamanla totaliter bir ideolojiye dönüşerek akıl, etik ve siyaset arasındaki ilişkinin nasıl kopabileceğini gösteren tarihsel bir örnek sundu. Hannah Arendt’in daha sonra analiz edeceği üzere, bu tür hareketler bireysel sorumluluğu silikleştirip kitle psikolojisini yüceltir. 5 Ocak 1919, siyasal düşüncede ideolojinin etik sınırları aştığında nasıl yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini hatırlatan kritik bir felsefi tarihtir.

9. Golden Gate Köprüsü’nün İnşasına Başlanması

5 Ocak 1933, ABD’de Golden Gate Köprüsü’nün inşasına başlanmasıyla, insanın doğa karşısındaki konumunu yeniden düşünmeye zorlayan simgesel bir tarihtir. Büyük Buhran döneminde başlatılan bu proje, yalnızca bir mühendislik başarısı değil; umut, cesaret ve insan aklının sınırları üzerine felsefi bir anlatıdır. Doğal engelleri aşma iradesi, Aydınlanma’dan miras kalan ilerleme fikrini yansıtırken, aynı zamanda teknolojinin etik sorumluluğunu da gündeme getirir. Golden Gate Köprüsü, insanın doğayı bütünüyle denetleyip denetleyemeyeceği sorusunu estetik ve teknik bir yapı üzerinden görünür kılar.

8. Alexander Dubček’in Prag Baharı’nın Başlangıcı

5 Ocak 1968, Çekoslovakya’da Alexander Dubček’in parti liderliğine gelmesiyle başlayan Prag Baharı, siyaset felsefesi açısından özgürlük, demokrasi ve sosyalizm ilişkisini yeniden tartışmaya açan tarihsel bir dönüm noktasıdır. Dubček’in “insancıl sosyalizm” anlayışı, merkeziyetçi ve baskıcı iktidar modellerine karşı özgürlük, çoğulculuk ve ifade hakkını savunmuştur. Bu süreç, siyasal sistemlerin yalnızca ideolojik doğrulukla değil, bireysel haklar ve etik meşruiyetle de değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. 5 Ocak 1968, eşitlik ile özgürlük arasındaki gerilimin felsefi açıdan görünür hâle geldiği simgesel bir tarihtir.

7. Rudolf Christoph Eucken’in Doğumu

5 Ocak 1846, Alman filozof Rudolf Christoph Eucken’in doğum tarihidir. Eucken, felsefede insanın yalnızca düşünen değil, ahlaki ve ruhsal bir varlık olduğunu savunan yaklaşımıyla tanınır. Ona göre gerçek yaşam, maddi başarılarla değil, içsel anlam ve etik yönelimle değer kazanır. Bu düşünce, pozitivist ve materyalist eğilimlere karşı güçlü bir eleştiri niteliği taşır. Eucken, bireyin özgür iradesi ve sorumluluğu üzerinde durarak ahlak felsefesini merkeze almış, insanın kendi yaşamına anlam verme görevini vurgulamıştır. 5 Ocak 1846, insanı yalnızca akıl değil, değer ve sorumluluk sahibi bir özne olarak düşünen felsefi bir hattın başlangıcını simgeler.

6. Francisco Suárez’ın Doğumu

5 Ocak 1548, Francisco Suárez’ın doğum tarihidir ve bu tarih, Orta Çağ skolastik düşüncesi ile modern felsefe arasında kurulan önemli bir geçişi simgeler. Suárez, hukukun ve ahlakın yalnızca Tanrısal buyruklara değil, insan aklının adaleti kavrayabilme yetisine dayandığını savunmuştur. Bu yaklaşım, doğal hukuk ve insan hakları düşüncesinin gelişmesinde belirleyici olmuştur. Ayrıca siyasal iktidarın kaynağını ilahi iradeden ziyade toplumun rızasına dayandırarak modern siyaset felsefesine katkı sağlamıştır. Özgür iradeyi merkeze alan bu anlayış, bireyi ahlaki sorumluluğun öznesi hâline getirir.

5. Jean-Baptiste Say’ın Doğumu

5 Ocak 1767, Fransız iktisatçı ve düşünür Jean-Baptiste Say’ın doğum tarihidir. Say, ekonomi ile felsefe arasındaki ilişkiyi kuran erken dönem düşünürlerinden biri olarak kabul edilir. “Arz kendi talebini yaratır” ilkesiyle bilinen Say, ekonomik faaliyetlerin yalnızca maddi üretim değil, insan aklı, özgürlük ve girişimcilik ile bağlantılı olduğunu savunmuştur. Ona göre birey, ekonomik hayatta pasif bir unsur değil, yaratıcı ve rasyonel bir özne konumundadır. Bu yaklaşım, liberal düşüncenin ve modern ekonomi felsefesinin gelişimine önemli katkılar sunmuştur. 5 Ocak 1767, ekonomik yaşamın ahlaki ve felsefi hatlarının çizilmeye başlandığı önemli bir tarihtir.

4. Louis Braille’in Doğumu

5 Ocak 1809, görme engelliler için geliştirdiği yazı sistemiyle bilgiye erişim anlayışını kökten değiştiren Louis Braille’in doğum tarihidir. Braille alfabesi, yalnızca teknik bir buluş değil; bilgi, eşitlik ve insan onuru üzerine güçlü bir felsefi müdahaledir. Bilginin yalnızca görebilenlere ait olmadığı fikri, epistemolojiyi daha kapsayıcı hâle getirmiştir. Bu sistem sayesinde birey, başkasına bağımlı olmadan okuyup yazabilir ve özerk bir özneye dönüşür. 5 Ocak 1809, bilginin erişilebilirliğinin ahlaki bir sorumluluk olduğunu hatırlatan simgesel bir felsefi tarihtir.

3. Cüce Gezegen Eris’in Keşfi

5 Ocak 2005, Güneş Sistemi’nde Eris adlı cüce gezegenin keşfedildiği gündür ve bu olay, bilim felsefesi açısından önemli bir kırılma yaratmıştır. Eris’in keşfi, “gezegen nedir?” sorusunu yeniden gündeme taşıyarak bilginin sınıflandırma, tanım ve ölçütler üzerinden nasıl kurulduğunu gösterdi. Uzun süre gezegen kabul edilen Plüton’un statüsünün tartışmaya açılması, bilimsel bilginin mutlak değil, değişebilir ve uzlaşıya dayalı bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu. 5 Ocak 2005, bilimin yalnızca yeni şeyler keşfetmekle değil, eski kavramları yeniden düşünmekle de ilerlediğini hatırlatan felsefi açıdan öğretici bir tarihtir.

2. Godot’yu Beklerken’in Paris’te Sahneye Konması

5 Ocak 1953, Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken adlı oyununun Paris’te sahneye konmasıyla, 20. yüzyıl felsefesinin absürd düşüncesi tiyatro aracılığıyla geniş kitlelerle buluştu. Oyun, belirli bir amacı, kesin bir zamanı ya da açıklayıcı bir anlamı olmayan bekleyişi merkeze alarak insanın varoluşsal durumunu gözler önüne serer. Beckett, modern insanın anlam arayışını sonuçsuz bir beklenti hâlinde sunar. Bu yönüyle eser, Camus’nün absürd felsefesiyle güçlü bir düşünsel akrabalık taşır. 5 Ocak 1953, anlamın yokluğunda yaşamanın nasıl mümkün olabileceğini sahnede sorgulayan bir felsefi dönüm noktasıdır.

1. Dreyfus Davasının Başlangıcı

5 Ocak 1895, Fransız subay Alfred Dreyfus’un haksız yere vatana ihanetle suçlanarak ordudan ihraç edildiği ve Dreyfus Davası olarak bilinen sürecin fiilen başladığı gündür. Bu olay, adalet, hakikat ve ayrımcılık kavramlarını modern felsefenin merkezine taşımıştır. Devletin ve yargının yanılmaz olmadığı gerçeği, bu davayla açık biçimde ortaya çıkmıştır. Özellikle antisemitizmin kurumsal yapılara nasıl sızabildiği görülmüş; bireyin devlet karşısındaki kırılganlığı felsefi olarak tartışılmıştır. 5 Ocak 1895, hukukun yalnızca yasa değil, aynı zamanda etik cesaret meselesi olduğunu hatırlatan tarihsel bir dönüm noktasıdır.

Bir Cevap Yazın

İstanbul Felsefe Akademileri Derneği sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin